13.08.2014

Hepimiz ölecek yaştayız.

Yazlık şehirlerin başka bir ruh hali var. Hazır olduğum için mi beni sarıyor yoksa hazır değilken şehir değiştirdiğimden mi inanın bilmiyorum. Hani bütün eski şarkıları çalan radyolar, o tatil gğnlerine özel mi denk geliyor, gündelik hayatımda değil yalnızca tatillerde radyo açtığımdan mı cezalandırılıyorum inanın bunu da kestiremiyorum.

Bakıyorsun, bu şehire her geldiğinde kimlerle neler yaşamışsın, her geldiğinde kaç farklı arkadaşla bu şehri paylaşmışsın. Bu manzaraya kaç dostla ayrı ayrı senelerde bakıp hayaller kurmuşsun. Ama gerçek olmuş ama sen vazgeçmişsin canın çekmemiş.

Dünyayı avucuma koymuşlar, üflemişim de gitmiş. Üstelik umurumda de-ğil.

Kimin nerede yaşadığı, ne kadar uzakta kaldığı dostlarımın, ne kadar ucuzladığını bazı anıların. Nasıl silinip gittiğine hayret ettiğim hatıraların.

Kimde ne varsa döksün ortaya. Tek tek bakalım ne kadar değerli bir zamanlar en değerli sandıklarımız.


Anlam yükleyemedğimiz bu anlamlı şarkılar. Bir zamanlar dinleyip içimde fırtına koparmış hiçbir şarkı aynı lezzette değil. Çok değil 4 yıl sonra, ben 30 olduğumda ve dünyada hala yeni doğmuş çocukların olacağına, onların okul iş eş seçme telaşlarına kapılacaklarına hayretle şahit olacağım. Çocuk olsam der büyüyenler. Ben bunca telaş ve karmaşa nasıl tekrar yaşanır akıl sır erdiremiyoruö. O hareketli koşturmacalı çok kahkahalı günler geri gelse, gelmesin. İstemem ki.

En güzel vaktindeyim ömrümün. 25 yeni bir çeyreğin başı, eski bir çeyreğin sonu. Çok insanın silinişi ve yepyenilerinşn başucunda hazır oluşu. Bazen eski bir dosta değil yeni bir tanıdığa anlatmak daha iyi geliyor. Bazen de anlatmamak, kendine saklamak. Sanki o acıyı ya da sevinci bilseler bir şeyler kopup gidecek. Ve bazen de anlatmaktan eskitmekten öyle pişman olmak bir anıyı, bir espriyi veya bir duyguyu.

Gece günden daha samimi, gün geceden daha parlak. Hiçbirine doyamıyorsam sanırım sahiden en güzel çağımdayım. Ne ilerisi ne gerisi, insan 25 ine demir atıp hep o iskelede yaşayabilse Allah'ım.
Güzelin daha güzel, kötünğn daha kötü olduğu 10'lular değil, bir şeylerin oturmaya başladıpı ama sancı yaşatan 20 lerin başları da değil. En güzeli şimdi.

26.04.2014

güneşsiz ikindi

Sonra ben birden herkese karşı durmaya başladım. Üstüme gelmeyin, böyle iyiyim demeye. Aslında iyiydim de bunu söylemediğim için mi bilmiyorum hem ben hem yanımdakilar durumu kötü algılamaya başlamışlardı.

Bir şeyleri konrol etmek için herkes seferber olmuş ve bana ne yapmam gerektiğini söyler olmuşlardı.

Eksik olan bir tek ben değilim, görmeleri gereken bu. eksik derken üstelik, kime göre eksik?

Belki de böyle bir bütünüm. Keyfim yerinde.

Belki yazmaya başlayabilirim. Yerine oturan taşlar, yeni iş, yeni düzen, eski ev, yine aile, yeni bireyler(Agah bir mucize) üstelik.

Hepsi tastamam, ben de tamamım. Bir gün karar verirsem..

Marinada bir çay bahçesi. İsmi bambaşka bir ülkeden bir şehir. Her şey çok sakin. Ben de dinlenmiş oldum.

Canım bir şeyler karalamak istedi ama sonra yine kelime gelmedi aklıma. Yazmak günce yazmaktan öteye gitmiyor, çünkü epeydir iyi yaşıyorum açıkçası. Yaklaşık beş yıldır hayatım bambaşka bir hal aldı, memnunum da. Bazen ayak uydurmak zor gelse de, bir yerde dengeye oturacağı geliyor. O andan sonra yine sadece gününü geceni yazabiliyorsun.

Mutsuz adamların işi şairlik, hikayeler de öyle. Mutlu mesut bir öykü çocuklardan başka kime ne anlatabilir? Biz hep cümleler çekip almıyor muyuz okuduklarımızdan. Bu da öyle bir şey işte. Cümleler çekip alınacak, insanların canına dokunacak, yaralarından bir şey bulmalarını sağlayacak şeyler dökülmüyor içimden. Çok şükür.

Şükrü eksik bırakmayalım öyleyse. bir sigara, bir duman, bir çakmak bir ağaç, bir kahve, bir kapalı hava.
Kalamışta biraz mutlu biraz mutsuz bir gün bu. Arada böyleysi de lazım. Boşluk gibi.

Bomboş gibi.

Yine de bütün, tastamam.

Mervek

28.01.2014

Karanlıkta Sabah Kuşları - Ahmet Altan

Merhabalar, merhabalar :) Şirket maillerinde böyle başlarız. Neyse benim yazacaklarım var. Bu kitabı okudum şimdi bitirdim. Ahmet Altan ilk kez okuyorum merakımdan, kısa kısa yazıları var içerisinde. Onlardan birinin ismini kitaba vermişler. Ben de bazı yerlerin altını çizdim alışkanlık üzere, buyrunuz:


Aşktan kaçarak aşkı yakalamak ister herkes ve yakalamaktan korkarak aşkı kovalar.

Herkese yabancı oluyorsunuz. onların kuşları sizin peri kızlarınız, onların ejderhası artık sizin için bir kanatlı karınca. Bunları paylaşacak kimseniz de yok. Özlediğiniz ise çok uzaklarda.

O bana hayatın aslında ne kadar şaşırtıcı ve ne kadar güzel olduğunu söylüyordu. Ben ona hiçbir şey söylemiyordum. ne söyleyebilirdim ki.. onun neşeli bir sürgün gibi yaşadığı bu hayattan utandığımdan başka.

"Bana uzanan o eli değil de öbürünü tutsaydım" dediğmiz ya da " arkasından seslenseydim, gitme deseydim" deediğimiz kareler. Mutluluğa çok yaklaştığımızı bildiğimiz halde mutluluğa arkamızı döndüğümüz ve yıllarca hep hatırlayıp tuhaf yaz gecelerinde kendimizle hesaplaşmak için, hatıraların arasından çekip çıkardığımız anlar.

bir başkasının hayatında mutluluğa giden yolu bu kadar açık ve aydınlık görürken, kendi hayatımızda neden yolumuzu kaybediyor, neden mutluluğa ulaşmakta bu kadar zorlanıyoruz?

bir şiir okuyabilir ya da bir masal anlatabilirim. Ama kime?

Ona sevdiğimi söylemeliydim ya da onunla gitmeliydim, dediğniz anlar yok mu hayatınızda? Niye demediniz, niye gitmediniz?

Matadır kötü zamanda yanında olacak kadına değil de kendini ilk fırsatta terk edecek kadına gider; vefasız olan daha çekici gelir ona.

Herkes kendine muhtaç olmayacak kadar güçlü, başkalarına gidebilecek kadar özgür, her an kendisini beğencek başka birini bulabilecek kadar alımlı birini istiyor ama bu istediği özelliklere sahip olan insan kendisini aldatmasın istiyor.

biliyorlar ki aldatabilecek biri aldatabilir. aldatamayacak biri güvenli ama sıkıcı, aldatabilecek biri çekici ama korkutucu. aşkın en zor kavşağı.

17.01.2014

Kafe La Mekan -Kuzguncuk

Bu akşam çok hoş bir semtte, sıcacık çok da lezzetli bir çorba içtim. Işık ışık minicik bir kafe.

Önünde haylaz bir kedi, düz ağaç gövdelerine zıplayarak tırmanmaya çalışıyor sonra kayıp düşüyor sevimli şey.

İnsanlar hoş muhabbet, masalar minik, çayı lezzetli. Sokak zaten huzur kokuyor. Her şey o kadar kendine has ki. O evlerden biri benim olsun, ömrüm o sokaklarda geçsin, sabah koşayım, akşam manavdan iki meyve sebze alıp, kuruyemişçiden de fındık fıstık alarak eve döneyim. Daracık yolları, kısa binaları, üsküdar dan öte bir üsküdar kokusu.

Mutlaka deneyin